Özhaseki: Ankara'daki Kürtlerin oylarına talibim çünkü onlar masum

AKP'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Özhaseki, Ankara'da yaşayan Kürt vatandaşların oylarına talip olduğunu söylerken "Çünkü onlar masum insanlar, normal vatandaşlar" dedi.

Özhaseki: Ankara'daki Kürtlerin oylarına talibim çünkü onlar masum

Özhaseki, Ankapark'taki Roller Coaster'ın bir anda durmasıyla onlarca metre yükseklikte kalan vatandaşlar aşağı yürüyerek inmesini de "Yüzlerce oyuncağın olduğu bir yerde her gün mutlaka ufak tefek arızalar olur" diyerek yorumladı.

Habertürk'ten Kübra Par'a konuşan Özhaseki'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Ankapark'taki roller coaster bozulmuş, “Güvenli değil” diyorlar.

Doğru değil. Orada sigortayla ilgili çok basit bir arıza olmuş, onu da hemen gidermişler. Yüzlerce oyuncağın olduğu bir yerde her gün mutlaka ufak tefek arızalar olur. Oradaki oyuncakları ben de güvenli diye biliyorum.

Bir şehirde mutlaka kültür sanat ve spor faaliyetlerinin olması lazım. Ayrıca meşru eğlence tesislerinin de olması lazım. İnsanlar bunu gördüğünde oraya doğru koşuyor, çünkü sadece evleriyle işleri arasında gidip gelen, bunun dışında hiçbir şey düşünmeyen varlıklar değiller. “Su akıyor, otobüs de çalışıyor, yeşil alan da var, daha ne istiyorsunuz kardeşim?” diye düşünürsek şehirleri kocaman bir huzurevine döndürürüz. Şehirler huzurevi gibi olmaz, insanın daha değişik ihtiyaçları da var. Bir insan müzik dinlemek, resimle uğraşmak, spor yapmak ister. Böyle gençlerin, çocukların gittiği aktivite yerleri de dünyanın büyük kentlerinde var. Dünyada en az 10 yerde gördüm. “Bu nereden çıktı? Neden buraya para harcandı?” gibi sözler hakikaten büyükşehirler için garip olur. Bugünkü 1 milyon 100 bin sayısı da Ankara halkının böyle şeylere ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Yoksa herkese alışveriş merkezlerinde tur atmaktan ibaret bir hayat kalacak.

Geçmişte FETÖ’ye destek verdiğinize dair iddialar ortaya atılıyor, Pensilvanya’ya ziyarete gittiğiniz söyleniyor. Bu iddialara kamuoyunu ikna eden yanıtlar verebildiniz mi?

İki üç ay kadar önce adaylığımız ortaya çıkınca karşı taraf Kayseri’ye adamlar gönderdi. Oradaki muhalif gazetecilere tek tek gidip, “Elinizde bilgi, fotoğraf ne varsa bize verin” dediler. Ardından Mansur Yavaş, gerek TV programlarında gerekse de Polatlı’daki konuşmasında “Amerika’ya 40 kişi gittiniz, bunların 39’u tutuklu. Senin belediyenden 220 kişi atıldı” dedi. Ömrümde birçok yalancı gördüm ama bu kadar net yalan söyleyenini de ilk defa görüyorum. Evet, Amerika’ya kalabalık bir heyet gittik. İçinde Ticaret Odası Başkan Vekili, Sanayi Odası Meclis Başkanı ve birkaç kişinin olduğu ortamda üç dört tane tutuklu veya firari var, hepsi o kadar. Bütün kardeş şehir ilişkilerinde, biz yurtdışında giderken bütün odalara yazarız. Ticaret Odası, Sanayi Odası gibi odalar da gelir, orada ticari ilişkileri geliştirmek isterler. Amerika’da Kuzey Karolina eyaletiyle 2011’de başlayan bir ilişkimiz var. Daha o zaman 17-25’ler falan yok. 2012 yılında Meclis’in aldığı kararla ben ve yardımcım olan arkadaşlar kalabalık bir heyet olarak gittik. Evet, içlerinde üç beş tane de FETÖ’cü vardı. Orada Kuzey Karolina Meclisi’nde konuşma yaptım. Ticaret Bakanı’yla da karşılıklı protokoller imzaladık. Her şey resmiydi. Nasıl oluyor da yaptığımız bu seyahatte 40 kişi gidiyor da 39’u tutuklanıyor. Aleni yalan söylüyorlar.

Bu seçimde HDP tabanının oyları ve Kürt seçmen çok konuşuluyor. Ankara’da Kürt seçmen ne yapar, size oy verir mi?

Elbette ki PKK gibi eli kanlı, lanet bir örgütün oylarını istemem. Ancak, Ankara’da yaşayan tüm Kürt kardeşlerimizin oylarına talibim, çünkü onlar masum insanlar, normal vatandaşlar. Güneydoğu’da yaptıklarımı görüyorlar, biliyorlar ve ondan dolayı da bana oy vereceklerini düşünüyorum. Ömrümde ilk defa Sur’a ve Şırnak’ın Cizre, İdlib, Silopi gibi ilçelerine gittim. Nusaybin’e ve Yüksekova’ya da gidip oradaki tüm ilçeleri gezdim. Buralarda teröristlerin yakıp yıktığı yerlerdeki gariban insanların evlerini yaptırdım. On beş günde bir su akan Silopi, Cizre, İdlib gibi yerlerde suları devamlı akar hale getirdim. Yüksekova’nın hiç kanalı yoktu, oraya 400 kilometre civarında kanal yaptırdım. Sur’un içerisinde tahrip olmuş, yıkılmış geleneksel Diyarbakır evleri vardı. Aynı o dokuyu koruyarak, dünya kültür mirasındaki Sur’u açığa çıkaracak şekilde yüzlerce Diyarbakır evini ayağa kaldırdım. Gittiğimde de bu emeklerimden dolayı orada Kürt anneler, amcalar beni bağırlarına basıyor. Oradaki insanların bu duaları da beni diri tutuyordu ve oraya daha sık gitmemi, şevkle çalışmamı sağlıyordu. Bunların hepsi duyuluyor. Oradaki Diyarbakırlılar da, Şırnaklılar da buradaki hemşehrilerine söylüyor. Hatta telefon açıp, “Eğer Haseki’ye oy vermezseniz vebalimiz üstünüzde olsun” diye yeminler veriyorlar. O yüzden, buradaki Kürt kardeşlerimizin hepsinin oyunu alacağımı düşünüyorum.

'MEMUR ÇOCUKLARINA İMRENİRDİM'

1957'de, Anadolu'nun tam ortasında Kayseri'de doğdum. Babam, dedem esnaftı. Söylediklerine göre onların babaları da esnafmış. Ailemizde, akrabalar arasında maaşlı memur kimse yoktu. O memur çocuklarına çok imrenirdim, çünkü okuldan gelince babamızın dükkânına gitmek zorunda kalırdık. Arkadaşlarım top oynar, ben oynayamam. İlkokuldayken, "Ne olur benim babam da memur olsaydı" diye anneme ağladığımı hatırlıyorum. İlkokuldan başlayarak babamızın dükkânında geçen bir hayat… Manifaturacı dükkânımız vardı.

Üç erkek kardeşiz. Ben ortancayım. Aile şirketimizde ortaklığımız var. Ağabeyim Ali benden iki yaş büyük, kardeşim Mustafa da beş yaş küçük. Mustafa ile ikimiz ortağız. Babamızdan kalan tekstil, manifatura, ev tekstili, yurtiçi ticaret, ihracat işlerimiz devam ediyor. Devletle hiçbir işimiz yok. Müteahhitlik, belediye işlerimiz yok. Zaten babadan da vasiyetliyiz, benim dışımda ne kimse siyaset yapar ne de devletin kapısından içeriye girer."

'ÜLKÜCÜ GENÇLİK HAREKETİNE KATILDIĞIM İÇİN HACETTEPE'DEN ATILDIM'

Üniversiteyi bitiriyordum, ikinci üniversiteden dört dersim var. Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne girdim, oradan atıldım. Ülkücü grubu içerisinde yer aldım, saklamıyorum. Ocak başkanlıklarımız var. O dönemde bunu isteyerek, severek yaptık. Ülkeyi büyük bir badireden kurtardığımıza inandık ve hâlâ da buna inanıyorum, çünkü Rusya istediklerini bizim üzerimizde gerçekleştiremedi. Bugün Türkiye bağımsız bir şekilde devam ediyorsa, herhangi bir şekilde işgale uğramadıysa bizim çabalarımız neticesindedir diye düşünüyorum, çünkü 1960'lı yıllarda devleti hedeflemiş olan sol, ortaya çıkmamızla birlikte hedefini şaşırdı. Yoksa Rusya, nereden gireceğini dahi hesaplamış, Türkiye'nin üzerine çökmek için bekliyordu. O mücadele içerisinde yerimizi aldık, okullardan atıldık. Vatan için her türlü hakkım helal olsun.

'BERABER OKULU BİTİRDİK, BİR SENE SONRA İLK ÇOCUĞUMUZ OLDU'

Ardından devam mecburiyeti olmayan bir üniversiteye gideyim diye düşündüm. Tabii bir de "bizimkiler"in elinde olması gerekiyordu, yoksa okutmazlar. İstanbul Hukuk'u yazdım, girdiğim sene orası da karıştı, solun eline geçti. Bu arada ders notu aldığım Neşe adında bir kız vardı, aşık oldum. Nişanlandık ve evlendik. Zaten ara ara eşime "Hacettepe'den atılmam bende travma oluşturdu ama neyse hayırlı bir işe vesile olmuş, seni nasıl bulacaktım" diyorum.

Beraber okulu bitirdik, bir sene sonra ilk çocuğumuz oldu. Ben kaymakamlığa girecektim, o da hâkimlik yapmak istiyordu. Fakat aile esnaf olunca, "Oğlum deli misin, ne işin var? Şurada dükkân var, gel otur bakalım" dediler. Biz de "Haklısınız" dedik. Babamızın dükkânının başına geçince eşim de çalışmadı.

Daha sonra ben belediye başkanlığına başladım. Eşim stajını yaptığı için avukatlık yapmayı çok istiyordu. Bu konuda da uzunca bir tereddüt geçirdik. "Avukatlık yaparsan dava sayın, bırak yüzleri, binleri bulur; belediye ile ihtilaflı herkes seni bulur, acayip iş yapan bir avukat haline gelirsin ama bu haksız bir kazanç olur ve dedikodudan duramayız" dedim. "Ben mesleğimi yapamayacak mıyım?" diye sorunca, "Ya ben belediye başkanlığını bırakacağım ya da sen avukatlığı bırakacaksın" dedim. Hâlâ zaman zaman sitem ediyor. Hatta çocuklarla aramızda gırgır konusu bile oluyor. İkide bir "Baba senin yüzünden" diye başlarlar. İkimiz de avukatlık yapamadık.

'REFAH PARTİSİ'NDEN TEKLİF GELİNCE BABAM 'OĞLUM ÜLKÜCÜ, İŞİMİZ GÜCÜMÜZ VAR' DEDİ'

Okul bittikten sonra 12-13 yıl kadar baba mesleğimizi yaptık. 1994'te Sayın Abdullah Gül ve ekibi Refah Partisi adına gelip, "Mehmet Bey'i başkan yapalım" dediklerinde, rahmetli babam "Oğlum, bizim işimiz var gücümüz var, bize ilişmeyin. Zaten bu oğlan da ülkücü" diye cevap verdi. Ama benim çizgim belli olduğu için onlar da beni çok seviyordu. "Hacı amca, bu siyaset değil, hizmet. Gelip şehre hizmet edecek" dediklerinde, "Baba, bir dönem yapayım" dedim. Bir dönem yaptık ama vatandaş oyumuzu artırınca anketler de coşuyor, hoşumuza gitti. "İkinci dönem kesin bırakayım" derken yüzde 70 oy aldım.

Üç kızım, bir oğlum var. En büyük kızım Şükran Elif, oğlum Enes, onun küçüğü Merve, en küçükleri de Zeynep. Hepsi üniversiteyi bitirdi. Büyük kızım eczacı oldu, onun eşi üniversitede doktor. Diğer üç çocuğum da babadan kalma mesleğimizin başında.

Dördü de evli. En son geçtiğimiz yaz en küçük kızım evlendi. Altı torunum var. En büyük kızımın bir kızı bir oğlu var, isimleri Berra ve Mehmet Kayra. Oğlumun üç çocuğu var. Birisi Ecrin Duru, birisi Mehmet, bir de en küçükleri Ömer. Ortanca kızımdan da Osman isimli bir oğlumuz var. Onlar benim stres topum. Sağ olsunlar, her hafta birisi gelip çocuklarla beraber kalıyor, ben de onlarla adeta bütün yorgunluğumu atarak deşarj oluyorum.

'YEMEKTE MAHARETLİYİM, GÜVEÇ, SAC KEBABI VE KAYSERİ KATMERİ'Nİ İYİ YAPARIM'

Yemek yapma noktasında biraz maharetliyim. Aklınıza hangi tür Kayseri yemeği geliyorsa onu yapma konusunda hünerim var. Güveç, sac kebap, Kayseri katmeri… Genelde hanım yapar ama pazar günleri de ben özellikle çocukların istediği yemekleri yaptıkça rahatlıyorum. O yüzden ev işlerinde yemek hususunda hanıma yardımcıyım.

'KIZILDERİLİ MÜZİKLERİ DİNLEYİP ERCİYES DAĞI'NIN ETEKLERİNDE İNZİVAYA ÇEKİLİYORDUM'

Erciyes Dağı'nın eteklerinde sessiz yerler vardı. Belediye başkanlığım döneminde oralara çıkıp bir iki saat oturuyordum. Radyoyu açıyordum, dertli türkü bulursam dinliyordum. Sigara içmem ama gerekirse orada bir iki tane de sigara içiyordum. Sonra abdest alıp iki rekât namaz kılıyordum. Dua ediyordum. İki saat sonra kendime geliyordum. Benim rahatlama metodum bu. Kimseyi kırmamak, üzmemek adına kendi kendime bir rehabilite metodu; dağlarda kimsenin olmadığı yerlerde sessizce oturmak, iç âlemine yönelip orada vakit geçirmek. Sonra işimin başına geçip devam ediyordum.

Musikiye merakım var, öğrencilikte ut çalmak için kurslara da yazıldım. Fakat o günkü siyasi ortamda bizim müzik kursu da basıldı, bir daha da devam edemedik. Türk sanat müziğine yatkınlık var. Şu an TRT Müzik karşımda açık, Mustafa Keser dinliyorum. (Gülüyor) Melihat Gülses'in müthiş bir sesi var. Erkeklerden de Alp Arslan'ı dinliyorum. Son dönemlerde de Kızılderili müziği dinliyorum. Sizi tabiata, doğaya götürüyor, bütün insanlardan kötülüklerden uzaklaştırıyor, orada kendi kendinize kalmanızı sağlıyor. Doğa sesleriyle iç içe olabilecek müzik türünün en güzel melodileri oradan çıkıyor. YouTube'a Kızılderili müzikleri diye girin, onu orkestra olarak değişik yerlerde terennüm edenler de var. Ama aslı itibarıyla elbette Kızılderili sanatçıların icra ettikleridir. Genellikle sözsüz bir müzik ve insanı müthiş şekilde dinlendiriyor.

Haftada üç dört gün spor yapmaya çalışıyorum. Bu son on güne kadar haftada mutlaka iki üç gün spor yaptım ama şimdi müthiş tempodan dolayı herhalde bir hafta daha yapamam. Hava iyi olduğunda dışarıda yürüyüş yapıyorum ama genellikle spor salonuna gidiyorum. Orada hocalar eşliğinde çalışıyorum. Bu ikisi beni müthiş rahatlatıyor. Spordan sonra da insanlar gerçekten mutluluk hormonu salgılıyorlar ki rahatlıyorlar."