Şule Çet davasında kaybolan iç çamaşırı bulunamadı

Bir plazanın 20. katından atılarak öldürülen Şule Çet davasında kayıp delil skandalı hala çözülemedi. Tutanaklara göre, delilin Adli Tıp Kurumu’na girdiği biliniyor. Ancak sonrası yok.

Şule Çet davasında kaybolan iç çamaşırı bulunamadı

Şule Çet davasında mahkemeye sunulan özel bilirkişi raporu ile 4 önemli delilin incelenmediği ortaya çıkmıştı. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Halis Dokgöz ve Prof. Dr. Hakan Kar’ın hazırladığı rapora göre, bu 4 delil arasında bir cinsel saldırı davası için hayati önemdeki iç çamaşırı da bulunuyor. Raporda, ölü muayene videosunda ve fotoğraflarında Şule Çet’in üzerinden çıkartılan iç çamaşırı ve içerisindeki ped ya da peçetenin adli otopsi tutanağında bulunmadığı ve bunlar üzerinde sperm, kan, tükürük vb. incelemelerin yapılmadığı belirtilmişti.

EMNİYET: EMANET MAKBUZU BİZDE YOK

Kayıp delil skandalının ortaya çıkmasının ardından davaya bakan Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi, Emniyet’e müzekkere yazarak, Şule Çet'in iç çamaşırı ve elbiselerinin emanete aldırılıp aldırılmadığını sordu ve emanet eşya makbuzunun gönderilmesini istedi. 

Emniyet’ten gelen yazıda emanet makbuzunun bulunmadığı belirtildi. Yazıda, şöyle denildi: “...29 Mayıs 2018 tarihli olay yeri inceleme ve ölü muayene tutağının 3. paragrafının son bölümünde ‘Cesedin üerinde siyah tayt, lacivert kazak, siyah kilot ve sütyen olduğu görüldü. Üzerinde yapılan incelemede kulaklarında üçgen şekilli siyah küpe ve göbek çukurunda metalik pirsing dışında herhangi bir değerli eşyaya rastlanılmadı. Kıyafetleri, küpe ve pirsing tutanakla yakınlarına teslim edilmek üzere 10 Nisan Polis Merkezi Amirliği’nde görevli polis memurları tarafından muhafaza altına alındı’ şeklinde ölü muayene işlemi yapan cumhuriyet savcısı tarafından maktulün elbise ve eşyalarının 10 Nisan Polis Merkezi Amirliği’nde görevli polis memurlarına teslim edildiği, 11 Haziran 2018 tarihli teslim tutanağında ise maktulün eşyalarının maktulün babası ve vekiline teslim edildiği anlaşıldığından, maktulün iç çamaşırları ve elbiseleri ile ilgili enamet makbuzu bulunmadığı anlaşılmıştır.” 

Yazıda bahsedilen 11 Haziran 2018 tarihli tutanakta, aileye teslim edilen eşyalar detaylı olarak belirtilmiyor. Şule Çet’in ölümü için “intihar olayı” ifadesi geçen tutanakta, sadece “Merhumun gerekli muayeneleri yapıldıktan sonra olay esnasında yanında bulunan ve üzerinde bulunan eşyaları Adli Tıp Kurumu'ndan teslim alındığı şekli ile babası İsmail Çet’e teslim edilmiştir” deniliyor. Oysa, aileye teslim edilen eşyaların tek tek belirtilmesi gerekiyordu. 

İÇ ÇAMAŞIRI AİLEYE VERİLMEDİ

Emniyet’ten gelen yazı üzerine Çet ailesinin avukatı Umur Yıldırım, 28 Mart 2019 tarihinde mahkemeye bir dilekçe sunarak, teslim aldıkları eşyalar hakkında bilgi verdi ve kayıp delilin bulunmasını istedi.  

Aileye verilen eşyaların Şule’nin üzerinde olmayan, 20. katta bulunan mont, mont içliği ve çantadan ibaret olduğu belirtilen yazıda, “Şule Çet üzerinde bulunan iç çamaşırı, ped, tayt, kazak ve sütyen delil mahiyetinde olup tarafımıza hiçbir şekilde verilmemiştir, verilmesi de mümkün değildir. Zira bu deliller incelenmeden verilmesi hukuken kabul edilebilir bir durum değildir” denildi. 

İNCELEME YAPILDI MI, YAPILDIYSA BULGULAR NEREDE

Tutanaklardan anlaşıldığına göre, ilgili eşyaların Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğinin anlaşıldığı belirtilen yazıda, “Adli Tıp Kurumu’na yazı yazılarak intikal eden eşyaların listesini, bu eşyalar üzerinde hangi incelemelerin yapıldığı, yapılmışsa bulunan bulguların neler olduğu, bu bulguların savcılık veya mahkeme ile neden paylaşılmadığı ve neden delillerin muhafaza altına alınmadığı sorularının yönetilmesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı. 

Bunun üzerine mahkeme Adli Tıp Kurumu’na müzekkere yazarak, delillerin akıbetini sordu. 

ADLİ TIP’IN İLK SKANDALI DEĞİL

Adli Tıp Kurumu Şule Çet soruşturmasında daha önce de skandal bir rapora imza atmıştı. Raporda, Çet’in cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı konusunda kesin bir değerlendirme yapılamadığı, kendisinin mi atladığı yoksa itildiği ya da öldürüldükten sonra mı atıldığı hususunun da tıbben bilinemediği belirtilmişti.